ADA DOSTLARI’nın Kuruluş Öyküsü

ADA DOSTLARI’nın Kuruluş Öyküsü / İsmail Hakkı GÜLSOY
Seksenli yılların ikinci yarısıydı… Çiçeği burnunda bir emekli olarak, günün zorlu ekonomik koşullarına karşı ne yapabileceğimi düşünüp dururken, dostum Behlül ABLAK’ın ısrarı üzerine politika arenasına ayak bastım.
Adalar’ın belli başlı sorunlarını az-çok bilmekle birlikte siyasal açıdan ne gibi yaklaşımlar olduğu konusunda cahildim açıkçası.
Seksen darbesinin getirdiği kısıtlamalar altında kendisine yol açmaya çalışan her sol hareket gibi o zaman kuruluş aşamasını yaşamakta olan Sosyal Demokrat Halkçı Parti bünyesinde, benim gibi düşünenleri bir araya getirerek yeşil bir hareket oluşturabileceğimizi düşündük. Partide bir tüzük kurultayı yapılacaktı. Bu kurultayda oluşturulacak tüzüğe yeşil hareketin temel değerlerini sokabilmek için Behlül, (ışıklar içinde yatsın) annesi sevgili Perihan Hoca ve çevredeki dostlar ile çalışmaya başladık.
O günlerde Ercan Karakaş SHP il Başkanı, Behlül de yönetim kurulu üyesiydi. Oluşturulmasında büyük çaba gösterdiğimiz İl Çevre Komisyonunun toplantılarına bilim, sanat ve aydın çevrelerinden öylesine yoğun bir ilgi oluştu ki Taksim’deki İl binasının salon kapasitesi yetmez oldu. Komisyon Başkan vekili sıfatıyla düzenlemesinde görev aldığım toplantılardan birinde, hiç unutamam, Prof. Tolga Yarman, “Bu kadar değerli ve çevre duyarlı insanı bir araya getirmeniz bile mucize” demişti. Zira o günlerde çevrecilik ile eşcinselliğin aynı anlama geldiğini fısıldayan bir gerici akım kamuoyunun dikkatini dağıtıyordu. O kadar ki, daha sonra yayınlayacağımız gazetenin logosunun yeşil olması bile cesaret olarak nitelendirilmişti.
İstanbul’da başlayan imar yolsuzlukları ve çevre katliamı sırasında büyükşehir belediyesinde Dalan ve yerel belediyenin başında da Recep Koç vardı
Bir yandan Adalar’daki imar yolsuzlukları ve yeşil talanına; diğer yanda ise İstanbul’un geneline yayılmış aynı soruna karşı savaşmak üzere henüz emekleme çağında olan yeşil hareketin gönüllüleriyle ilişki kurduk. Mimar ve Mühendis odaları da bizimle aynı doğrultuda hareket etmekteydiler. Örneğin, Mimarlar Odası İstanbul Şubesinin o zamanki başkanı Yücel Gürsel ve birçok aydın ve sanatçı da daha sonra derneğimize üye olarak katılacaktı.
Bu arada Perihan Hoca, çevresindeki dostlar ve ressam (ışıklar içinde uyusun) Tiraje Dikmen ile birlikte yerel bir dernek kurmak için nabız yokluyordu. Bu yoklamalara haliyle biz de katıldık. İnsanlar yaşanan sorunlar için üzüldüklerini söylüyorlar ama kolları sıvayıp aktif olmaya yanaşmıyorlardı. Sonraları dernek başkanlığını uzun süre üstlenecek (ışıklar içinde yatsın) Prof. Asım Mutlu’nun deyişiyle ’ADALILAR ADALAR İÇİN YALNIZCA AĞLARLAR’dı.
Bunun üzerine Behlül ile bir gazete çıkararak etkili bir kamuoyu oluşturmayı düşündük. Çevremiz Gazetesi de böylece doğdu.
Yayınlarımız inşaat mafyasını bayağı ürküttü. Hele yöredeki inşaat rezaletini adres vererek açıkladığımız REZALET ENVANTERİ adlı yayınımızdan sonra telefonlarımızdan tehditler eksilmez oldu. O denli tedirgin olmuşlardı ki Recep Koç bir gün encümende “Bir iş yapamıyoruz” diye yakınacak hale gelmişti. Tabii onun ‘İŞ’ dediği şeyin nasıl bir iş olduğu da belliydi. Mimar Sinan Üniversitesi’nde görevli bir Profesöre ‘ısmarladığı’ imar planı ile Adalar’ın mimari ve ekolojik değerlerini, yandaş inşaat müteahhitleri ile paylaşma işiydi bu. Üstelik Yüksek Anıtlar Kurulu Üyeleri üzerinde de iktidar partisi yoluyla büyük baskı oluşturuyorlardı.
Dernek kurma arayışları da bu arada yürüyordu. Kuruluşta toplumun saygıdeğer isimlerini üye olarak açıklayarak kamuoyu oluşmasında ekili olmak ve maddi olanak sağlamak amacıyla başta Perihan Hoca ve Behlül olmak üzere diğer tüm dostlar ile birlikte kolları sıvadık.
Hedefimizin ön sıralarında o zaman TURİNG KURUMU BAŞKANI olan (ışıklar içinde uyusun) Çelik Gülersoy vardı ama kimse kendisi ile doğrudan muhatap olmak istemiyordu. Bunun üzerine, biraz da çenebazlığıma güvenerek, sevgili İsmail Yenigün ile birlikte, epeyi de uğraşarak, kapısını çaldık. Hiç de dendiği gibi ukala, kendini beğenmiş biri değildi. Her şeyden önce toplumumuzda pek rastlanmayan DİNLEMESİNİ BİLMEK gibi bir meziyeti vardı. Bizi sonuna kadar dinledi. Sözlerimin sonunda, damdan düşer gibi, “Başkanımız olur musunuz?” demez miyim?
Hiç bekletmeden “Peki” dedi ama arkasından da “ama” ile başlayan koşullarını sıralamaya başladı. Aslında bu koşullar koşul olmaktan çok bizlere yılların oluşturduğu Dernekler Hukuku konusunda bir yol gösterme idi. Örneğin: dernek tüzüğünde yer alması gereken taşınmaz satın alma vs. gibi, eksikliği ileride dernek yönetimini zorlayacak hususların tüzüğe eklenmesi bizim hiç aklımıza gelmemişti. Tüzüğün oluşturulmasında kendisi ve yeşil hareketin içinde olan dostlarla birlikte çalıştık ve ortaya mükemmel bir tüzük çıktı. Sonraları birçok dernekçi arkadaşım bu tüzüğü esas alarak kurdukları derneklerin tüzüklerini oluşturdular.
Çelik Bey, çok çalışkan bir insandı. Ülkenin birçok yerinde restorasyon projeleri yürütüyor ve tarihî değerleri insanımıza ve insanlığa kazandırıyordu. Bunların içinde Soğuk Çeşme Sokağı’ndaki İstanbul Kitaplığı ile yöneticisi Nazan Hanım’ın kuruluş aşamasındaki yardımlarından söz etmeden geçemem.
Kurucular kurulu için arayışlarımıza, başta (ışıklar içinde yatsın) Ali Sirmen, Behiç Ak ve Şükran Soner olmak üzere Cumhuriyet Ailesi büyük destek verdi. Yayın ve sendika dünyasından (ışıklar içinde yatsın) Uğur Cankoçak (ki Ali Bey ile olan dostluğumuzda onun da büyük rolü vardır) ve Tiraje Hanım’ın çevresinden, şimdi adlarını anımsayamayacağım birçok sanatçı ve aydın teklifimize olumlu yaklaştı.
Uzatmayayım, bir sürü bürokratik zorlukları aştıktan sonra 23 Mart 1989 tarihinde resmen kurulduk ve İstanbul Kitaplığında içilen çaylar ve diğer ikramla kuruluşumuzu kutladık. Kurucu Yönetim Kurulunun Başkanı Çelik Bey, sekreteri ise bendenizdim. Ancak, Çelik Bey’in yoğun çalışma hayatı nedeniyle yönetim işi fiilen benim sırtıma yüklenmişti.
ÇEVREMİZ Gazetesi’nin yayın hayatı, maddi olanaksızlıklar sonucu yılını doldurmadan sona erdi ama Adalar’da da namuslu insanlar bulunduğunu ve bu insanların olumsuz koşullar altında bile bir şeyler yapılabileceğini kanıtlayarak azımsanmayacak bir kamuoyu oluşturmayı başardık.
Merkezî ve yerel iktidarların her biri, gideni aratmayacak şekilde inşaat ve çevre yolsuzluklarını, biz de bunlara karşı savaşımızı sürdürüyorduk. Ancak maddi olanaksızlıklar belimizi büküyor ve zorluyordu bizleri. O kadar ki, dernek merkezini dernek başkanlarının ikametgahlarına taşıyıp duruyorduk. Buna karşın adlî ve idarî yönden verilen savaşımın yanı sıra, siyasal ilişkilerimizden de yararlanarak birçok sorunun çözümünde etkili olduk veya olası yolsuzluğun önüne geçmeyi başardık.
Bir küçük örnek vereyim: yerel bir müteahhittin iyi niyetli (!) girişimiyle kurulan Heybeliada Su Sporları Kulübü’nün yaptığı ilk iyilik (!) Değirmen Burnu’nu kazıklar ve tellerle çevirip işgal girişimi olmuştu. Adalıların kutsal gözyaşları işe yaramayınca mahkemeye gidip tek celsede kaldırdık ve Değirmen Burnu böylece kurtuldu.
Dernek başkanlığını, ileri yaşına karşın vefatına kadar yürüten Asım Hocamız, sonrasında yine uzun süre cefasını çeken Perihan Ergun Hocamız ve sevgili Aydın Kaplan ile onlara yardımcı olan; başta sevgili Zeynep Ablak olmak üzere süreç içinde görev alıp derneği ayakta tutan tüm yol arkadaşlarıma, kurucularından olmakla onur duyduğum Ada Dostları Derneği adına sevgi ve şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim.
Yaşım seksen. Bu özet öyküyü, aklımda kaldığınca aktarmaya çalışsam da, şeytanın dediği gibi işin özü ayrıntılarda gizlidir. Sevgili Behlül bu sürecin tamamında var olan savaşçıların başında gelir ve yaşı daha gençtir. Ayrıntıları merak eden DOSTLAR kendisin sıkıştırırsa ayrıntılara da ulaşır.
Saygı ve sevgilerimle.